Davranışsal Tedavi

Vücudun aşırı yağlanması olarak bilinen obezite fizyolojik zararların yanında kişiyi psikolojik olarak da olumsuz yönde etkilemektedir.

Obezitenin gelişiminde genetik, çevresel ve psikolojik etkenler rol oynamaktadır. Obezite öğrenilmiş bir yeme davranışı olduğu için kişinin çevresi ve ailesi obezite gelişimini etkileyen en önemli faktörlerdendir. Psikolojik sorunlar obeziteye neden olabileceği gibi, obezite de psikolojik problemlere neden olabilir.
Obezite hastalarında daha çok duygudurum, anksiyete, somatoform ve yeme bozuklukları görülmektedir.
Aynı zamanda hastalarda sosyal fobi, cinsel işlev bozukluğu, düşük benlik değeri de görülebilir. Obezite hastalarında yaygın olarak görülen psikolojik rahatsızlık depresyondur.

Bu durum yaşa, cinsiyete, sosyo-ekonomik kültürel düzeylere göre farklılık gösterebilir. Genel olarak obezitenin yaşla beraber arttığı ve kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Obezite hastaları genel olarak beden imajına dair düşüncelerinde bozulmalar görülür. Kişi kendini kilonun verdiği etkiyle yanlış değerlendirir bu ise bireyde bir içe çekilmeye neden olarak sosyal çevresinden uzaklaşmasına, depresyona veya diğer psikolojik problemlere olan yatkınlığının artmasına neden olur. Yani kişinin psiko-sosyal alanda kayıp yaşaması, suçluluk duygusu ve etiketlenmesi, kişinin sosyal normlara kavuşması için uyguladığı birçok başarısız diyet uygulamasına neden olur bu her başarısız girişim ise yeme bozukluğunu olumsuz yönde destekler.

Operasyon öncesinde ve sonrasında hastaya bireysel ve grup terapisi yapmak hastanın duruma daha iyi adapte olmasını sağalacaktır. Bireysel terapide kişinin daha içsel süreçleri ele alınır, yaşadığı problemin kaynağına inerek mevcut sorunu ortadan kaldırmak amaçlanır. Kilo sorununu ayrıntılı olarak ele almak hedeflenir. Grup terapisinde bireyin yaşadığı sorunların benzerini başka kişilerinde yaşadığını görmesini sağlanarak farkındalığını arttırmak amaçlanmaktadır. Bununla birlikle kişi bir gruba dahil olarak aidiyet duygusunu geliştirir, özgüveni artar ve sosyalleşme imkanı bulur.

Yeme bozukluğu olan hastalarda bilişsel davranışçı terapi oldukça başarılı bir tekniktir.
Amaç, fazla kiloya neden olan alışkanlıkların değiştirilmesidir. Bu teknik hastanın yeme davranışını, düşünce şekillerini bireye özgü planlayan bir psikoterapidir.

Kilo vermenin hiçbir zaman başarılı olamayacağı düşüncesi, gerçek dışı yeme ve kilo hedefleri, fazla yeme ya da kilo kaybedemediği durumlarda aşırı eleştirel ya da umutsuz düşünceler belirlenebilir. Sonrasında belirlenen olumsuz düşünceler üzerinde çalışılarak daha gerçeğe yakın olanları ile değiştirilmeleri sağlanır. Tedavinin ilk evresinde kişinin kendine güveni, ilişkileri, fiziksel sağlığı gibi konular ele alınır. İkinci evrede ise kişinin beden algısı, gerçek dışı hedefleri üstünde durulur. Son yani üçüncü evrede kilo kontrolü için bilişsel davranışsal becerileri kazandırmak amaçlanır. Doğru fizyolojik ve psikolojik yöntemler ile kişinin kilosu kontrol altına alınabilir. Bu bağlamda obez bireylere yapılması gereken hastalıkları ile ilgili detaylı bilgi vermek, bulunduğu durumla ilgili etkili başa çıkma yöntemleri geliştirmesine yardım etmek, kendini daha iyi hissetmesi amaçlanır.

Obezite cerrahisinde unutulmaması gereken hangi cerrahi prosedür uygulanırsa uygulansın hastanın uzun dönemde tekrar kilo alabileceğidir. Burada önemli olan erken dönemde kişinin yaşam değişiklikleri ile beraber yeni bir yaşam oluşturması ve bunun sürdürülebilirliğini sağlamasıdır. Mide balonu ya da ayarlanabilir mide bandı yapılan hastalar mutlak psikoterapi alması gerekirken, diğer cerrahi prosedürlerde de psikoterapi önerilmektedir. Cerrahi girişim dışı sadece diyet uygulanan grupta da psikoterapinin kilo vermede ve verilmiş kilonun korunmasındaki başarısı tartışmasızdır.




Siz de Sorunuzu Sorabilirsiniz!



Desteğe mi İhtiyacın Var?

İstanbul Obezite Akademisi sizi dinliyor, geleceğiniz ile ilgili sorulara en iyi cevapları buluyoruz. Sormaktan asla vazgeçmeyin…

“Değişimi birlikte başlatalım“